Doç. Dr. Cahit KARAALP
Doç. Dr. Cahit KARAALP

Köşe Yazarı

Duanın Gerçek Özü: Kelimelerden Hayata Süzülen Bir Yakarış

3 dk okuma
Yaziyi sesli dinle

Duanın Gerçek Özü: Kelimelerden Hayata Süzülen Bir Yakarış

Yaziyi sesli dinle

Yapay Zeka ile Seslendirilmiştir

Duanın Gerçek Özü: Kelimelerden Hayata Süzülen Bir Yakarış

Hazır. Dinlemeye başlamak için oynata basın.

00:00 00:00 00:00
Duanın Gerçek Özü: Kelimelerden Hayata Süzülen Bir Yakarış

İnsanlık tarihi boyunca inancın ve yaratıcıya sığınmanın en saf hali olan dua, aslında sadece dudaklardan dökülen birkaç cümleden ibaret değildir. Dua, insanın Allah’a olan muhtaçlığının en samimi ifadesi, acizliğini bilip Yüce Rabbe sunduğu sessiz bir dilekçe, bir arzuhaldir.

 

Peki, duanın bir dili var mıdır? Geleneksel algının aksine, duanın sınırlandırılmış, belli kalıplara hapsedilmiş bir dili yoktur; çünkü duanın asıl dili "hal"dir. En makbul dua, sadece dile dizilen ve ezberden okunan değil, insanın doğrudan hayatından süzülüp gelen, kalpten kopan yakarıştır. Yalnızca insanlar değil, kâinattaki her varlık kendi hal diliyle yaratıcısına dua eder. Toprağın bahara durup kabarması, yağmur yüklü bulutların kararması, susuzluktan kurumaya yüz tutan bitkilerin boynunu bükmesi kâinatın sessiz ama en güçlü dualarıdır.

 

Toplumumuzda sıkça yanlış anlaşılan bir diğer konu ise duanın şekli ve dilidir. Dua, ille de Arapça olmak zorunda değildir. İnsan, yaratıcısıyla en iyi hangi dilde bağ kurabiliyorsa, kendini en iyi nasıl ifade edebiliyorsa o dilde dua etmelidir. Yaradan, kulunun ne söylediğinden ziyade ne hissettiğine bakar. Bu nedenle duanın ezberlenmiş uzun metinler veya belirli bir dilde olması değil; kısa bile olsa içten, riyasız ve samimi olması esastır.

 

Bizler duada ellerimizi göğe açarken, aslında tüm acziyetimizi bedenimizle tasdik ederiz. Böylelikle hem dilimiz hem de bedenimiz Yüce Yaratıcı'ya yönelir. Bir kulun duada ellerini kaldırması şu anlama gelir: "Rabbim, bu eller dünyevi olarak elinden gelen her şeyi yaptı, üzerine düşen gayreti gösterdi. Ancak gücünün yetmediği ve asla yetemeyeceği şeyler için şimdi sana uzandı. Ne olur, sana uzanan bu elleri boş çevirme..."

 

İşte tam da bu noktada duanın en önemli şartı devreye girer: Ciddiyet ve gayret. Duanın ciddiyeti, o dua için fiili olarak çaba göstermektir. Bir kulun, kendi yapabileceği şeyler için kolunu dahi kıpırdatmadan, tembelce Allah’tan bir şeyler beklemesi, akla ve fıtrata aykırı, olmaması gereken şeyleri dilemesi ne kadar yanlışsa; sadece Allah’ın kudretinde olan şeyleri aciz kullardan beklemesi de o kadar yanlıştır. Dini literatürde ve ahlaki boyutta bunun tek bir adı vardır: Hadsizlik.

 

Dua, tembelliğin bir kılıfı değil; aksine eylemin, gayretin ve tevekkülün tacıdır. Önce ellerimizle yapabileceklerimizi yapmalı, sonra o elleri umutla göğe açmalıyız. Hal diliyle edilen, hayatın içinden süzülen samimi dualarda buluşmak ümidiyle...

Bu yazıyı paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.